KURAN’A GÖRE İNSAN!

Evet arkadaşlar çok önemli bir ders bu. İnsan nedir? Hani gerçekten nedir insan? Sadece sözlük anlamına göre ” İki eli olan, iki ayak üzerinde dolaşan, sözle anlaşan, akıl ve düşünme yeteneği olan en gelişmiş canlı” mıdır insan? Bu kadar basite indirgenecek bir canlı mıdır sizce? Ah be güzel kardeşlerim. Allah-u Teala tüm Evren’i işte az önce ki sözlük anlamında iki ayak ve iki eli olan, konuşarak anlaşan diye basitçe tabir edilen canlı için yaratmadı mı? Kendinizi gerçekten bu kadar basit mi görüyorsunuz?  Gerçi basit olmak veya değerli olmakta bizlerin elinde. Kendinizi hangi kefeye koyacağınıza bağlı. Rabbim bu sınıflandırmayı, yani hangi derecede olacağımızı, kendimize seçeceğimiz mertebeyi ne de güzel anlatıyor şu iki ayette. Ne diyor bize Cenab-ı Hak Kur’an-i Azimüşşan’da;

kuran3
“And olsun ki biz Âdemoğullarını şan ve şeref sahibi kıldık.” İsrâ Sûresi, 17:70.

kuran2
“Gerçekten insan çok zalim, çok cahildir.” Ahzâb Sûresi, 33:72.

Birbiriyle çok zıt değil mi? Birbirine ne kadar uzak iki insan örneği. Nedir peki bu? Neden Allah (CC) Adem oğlunu şan ve şeref sahibi kıldık diyorken İnsan çok zalim ve de Cahildir diyor. İşte bu noktada Rabbil Alemin’in insana verdiği Nefs ve İradesi giriyor devreye. Şan ve şeref sahibi birer kul olup dünyada ki tüm canlılardan daha mı üstün olacağız? Yoksa cahil ve zalim olanlardan olup dünyada ki tüm mevcudattan, hayvandan bile daha aşağı mı olacağız?

Öncelikle kendimizi tanıyalım. Nasıl muhteşem bir dizayn ile yaratılmış bir varlık insan! Birtek şeyden bir çok şeyleri yaratan rabbimiz, dünyada bildiğimiz ve hayal ettiğimiz her şeyi ademoğlunun hizmetine sokmuşken, onu bu dünyada ki en değerli ve en emsalsiz canlı olarak yaratmışken, mükafatını daha doğmadan vermişken, biz kendimizi ne olarak görüyoruz? Nedir bizi biz yapan, bize biz anlamını yükleyen özellik?

Bir bebek düşünün doğduğunda yiyeceğin ne manaya geldiğini bilmeden, mucizevi bir şekilde anne sütü hazır. Şöyle bizim irademiz dışında gelişen olayları bir düşünün. Fotosentezi, samanın ve suyun süte dönüşümünü, bir su parçasından canlının üremesini, güneşin atmosferi ısıtmasını ve daha nicelerini. Dünyada her saniye gerçekleşen binlerce mucizeyi görmüyor muyuz? Bu mucizelerin tamamını Rabbimiz biz insanoğlu için yaratmışken, sözlük manasına mı bırakacağız değerimizi? Yiyen, içen ve hacet gideren bir et kemik torbası mı insan! Tabii ki hayır. Sen o kadar değerlisin ki, hayvanlar, bitkiler, atmosfer, yeryüzü her şey senin emrinde. Çok güzel bir söz duymuştum; “Kendini bilen, rabbini bilir.” Sen kendi vücudunda gerçekleşen mucizeleri bilirsen, rabbinin seni nasıl muhteşem bir düzende yarattığını bilirsen, Rabbini tanımakta hiç zorlanmazsın. Şimdi kendimizi tanıdık diyelim. Ve mertebe mevzusuna gelelim. Şan ve şerefli olmak mı? Zalim ve cahil olmak mı? İşte bu noktada ne giriyor devreye “İtikat” !
Firavun gibi Nemrut gibi hep daha fazlasını isteyip, enaniyette zirve yapıp, zulmedip zalimlerin zihniyetinde olmak, ebu cehil gibi cahillerin zihniyetinde olmak var. Ya da; Bütün servetini, kazancını İslam yolunda harcayan ve mütevazi bir hayat yaşayan Hz. Ebubekir gibi şan ve şerefli  izinde, zihniyetine sahip olmak var.  Ne olur kardeşlerim. Yaradılış sebebimizi bilelim ve ona göre yaşayalım.

Allah cc. teslim olursak, şan ve şerefli birer kul olup o mertebeye ulaşabiliriz. Fakat teslim olmaz ve onun reddettiklerini yapmaya devam edersek, o zalim ve cahillerden oluruz ki, rabbim hepimizi o hale düşmekten muhafaza eylesin. Rabbim bizleri kendini bilen, rabbini bilen kullarından eylesin.

 

 

facebooktwittermail

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir